osmanlı's profileOSMANLI(Âsım'ın nesli)PhotosBlogListsMore Tools Help

OSMANLI(Âsım'ın nesli)

MÜSLÜMAN ARIDIR , SADEDİR, BERRAKTIR. MÜSLÜMAN GÜNÜN TÜM YORGUNLUĞUNU BİR AKŞAM NAMAZINDA ÜSTÜNDEN ATAR. GECEYİ BİLİR , DUASIYLA AYDINLATIR GECEYİ! NİHAT GENÇ

osmanlı

Occupation
Location
Interests
This person's network is empty (or maybe they're keeping it private).
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
More...
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 

Windows Media Player

Photo 1 of 7
More albums (20)
November 09

YAŞAM DEDİKLERİ BİR SINAVSA EĞER, ASLA VAZGEÇMEMELİ SEVMEKTEN VE ÖĞRENMEKTEN...(Yarensu'ya sonsuz teşekkürlerimle.)

İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!
Başkasının yerine koyabilmeli kendini;
Ağlayan birine "gül", inleyen birine "sus" dememeli!
Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli!

Su adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı; sevgisiz, soysuz kalarak!
Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,
Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine...
Güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını...
Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna; fırtınada boranda;
Öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!
Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği;

Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli!
Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi,
Mutlu etmeden mutlu olmayı beklememeli!

Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı;
Bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı!
Çünkü hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için,
Hiç çaresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin;
Ağlamayı bilmiyorsan, neşesizdir kahkahaların;
Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların...

Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne; kendini düşünmekten herkesi unutmamalı!
Bilmeli; çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için...
Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,

Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!
Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere...
Hafızası olmalı insanın; hiç değilse;

Aynı hataları, aynı bahanelerle tekrarlamaması için!
Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak!

Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!
Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi
Ama kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin

Zaman bulabilsin; Bir teşekkür, bir elveda için...
Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer;
Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten

Ama herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan!
Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi...
Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı!

FIRINDAN TAZE EKMEK ALIP KOKUSUNU HİSSETMEK!........

 

amatör - ibrahim sadri (ve ben seni çok özledim şiir) | izlesene.com

DÖRT ZAAF................

Efendimiz (sas) Hazretleri buyuruyor ki:- Ümmetim hakkında en çok korktuğum zaaflar:
Karın büyüklüğü, (göbek bağlamak).
Çok uyumak.
Tembellik.
Yakîn (iman) zaafı!

OKULUN İLK GÜNÜNDE..................

Ucuz hediye


Okulun ilk gününde 5. sınıfın önünde dururken, öğretmen çocuklara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Ancak bu imkânsızdı, çünkü ön sırada oturduğu yerde bir yana kaykılmış ismi Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı. Bayan Mediha bir yıl önce Mustafa'yı izlemişti ve diğer çocuklarla iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli olarak kirli dolaştığını gözlemişti. İlave olarak Mustafa tatsız olabiliyordu. Bu öyle bir noktaya geldi ki, Bayan Mediha onun kâğıtlarını büyük bir kırmızı kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar (x ) yapmaktan ve kâğıdın üstüne büyük? F? (en düşük derece) koymaktan zevk alır oldu.

Bayan Mediha nın okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını incelemesi gerekiyordu ve Mustafa nın kayıtlarını en sona bıraktı. Ancak, onun hayatını gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karşılaştı.

Mustafa nın birinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

Mustafa gülmeye hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapıyor ve çok terbiyeli. Onun etrafta olması çok eğlenceli?

İkinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

Mustafa mükemmel bir öğrenci, sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evde ki yaşamı mücadele içinde geçiyor.?

Üçüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

Mustafa nın annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Mustafa elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evde ki yaşamı yakında onu etkileyecek.

Mustafa nın dördüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

'Mustafa içine kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor.

Bunları okuyunca, Bayan Mediha problemi kavradı ve kendinden utandı.

Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kâğıtlara sarılmış hediyeleri getirdiğinde bile çok kötü hissediyordu. Mustafa nın hediyesini alıncaya kadar bu böyle devam etti.

Mustafa nın hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi ambalaj kâğıdı ile beceriksizce sarılmıştı.

Bayan Mediha onu diğer hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu. Bayan Mediha pakette taşlarından bazıları düşmüş yapma elmas taşlı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesini çıkarınca çocuklardan bazıları gülmeye başladı. Ama o bileziğin ne kadar güzel olduğunu haykırdığında çocukların gülmesi kesildi. Bileziği taktı ve parfümü bileklerine sürdü. Mustafa, o gün okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek için kaldı.

Öğretmenim bugün aynı annem gibi kokuyordunuz.

Çocuklar gittikten sonra, Bayan Mediha en az bir saat ağladı. O günden sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı. Bunun yerine, çocukları eğitmeye başladı. Bayan Mediha, Mustafa ya özel ilgi gösterdi. Onunla çalışırken, zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu. Onu daha fazla teşvik ettikçe, daha hızlı karşılık veriyordu. Yılın sonuna kadar Mustafa sınıfta ki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları aynı derecede sevdiğini söylemesine rağmen, Mustafa onun gözdelerinden biri idi.

Bir sene sonra, Bayan Mediha kapısının altında Mustafa dan bir not buldu, ona hala tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu söylüyordu.

Altı yıl sonra Mustafa dan bir not daha aldı. Liseyi bitirdiğini, sınıfında üçüncü olduğunu ve onun hala hayatındaki en iyi öğretmen olduğunu yazmıştı.

Bundan dört yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen okulda kaldığını, sebatla çalışmaya devam ettiğini ve yakında kolejden en yüksek derece ile mezun olacağını yazan başka bir mektup aldı. Yine Bayan Mediha nın tüm yaşamında ki en iyi ve ne favori öğretmen olduğunu yazmıştı. Sonra dört yıl daha geçti ve başka bir mektup geldi. Bu kez fakülte diplomasını aldıktan sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini açıklıyordu. Mektup onun hala karşılaştığı en iyi ve en favori öğretmen olduğunu açıklıyordu. Ama simdi ismi biraz daha uzundu

Mektup söyle imzalanmıştı,

Prof. Dr. Mustafa Yılmaz ( Tıp Doktoru)

NEREDE BU MÜSLÜMANLAR? SAYILARI GİTTİKÇE AZALIYOR MU NE??

İslâm dini, insanların muaşeretine, yani, birbiriyle görüşüp konuşmalarına, medenî toplu bir halde yaşamalarına büyük bir ehemmiyet vermiştir. Müslümanların muaşeretlerinde samimiyet, tevazu, sadelik zorakilikten uzak, karşılıklı yardımlaşma, nezaket, hürmet, muhabbet, hayırseverlik bir esastır.

Müslümanın edebi, irfanı, asaleti, olgunluğu münazaa zamanında belli olur. Olgun ve terbiyeli Müslüman, arasında niza yani anlaşmazlık bulunan kişiye düşmanlık etmez. Her hâl ü kârda mürüvvetten, adaletten, insaftan ayrılmaz. Olgun ve terbiyeli Müslüman konuşur ve yazarsa hayır söyler. Olgun ve terbiyeli Müslüman, ehil ve layık olmadığı hizmeti, makamı, mevkii, riyaseti istemez; ona teklif edilirse ehil değilse kabul etmez. İyi bir Müslüman kötülüğü iyilikle def eder.

Parası, geliri, serveti yoksa, sıkıntı içindeyse peynir ekmek yer, lakin asla haram gelir, haram para peşinde koşmaz, haram yemez. Haram yemektense ölmeyi tercih eder.

Terbiyeli ve olgun Müslüman asla meddahlık, dalkavukluk, yağcılık, yalakalık yapmaz.

Kendini hiç övmez.

Şarlatanlık yapmaz.

Ben ben ben demez.

Fitne, fesat ve nifak çıkartmaz.

Olgun ve terbiyeli Müslüman doğru ve dürüsttür, eğri değildir.

Olgun ve terbiyeli Müslüman iyice düşünmeden konuşmaz.

AŞKINIZ TÜRK MİLLETİ OLURSA!

ATATÜRK VE HALK

Atatürk, tam bir halk adamıydı ve asıl kuvvet kaynağının halk olduğu inancında idi.
Cumhuriyetimizin 3. Yıldönümünde Ankara şehri, köylerden ve kasabalardan gelen halk ile dolmuştu. Tribünlerde geçit resmini selamlayan Atatürk'ü kadın, erkek bütün halk çılgınca alkışlıyordu. Atatürk, tribünden ayrılacağı sırada halk ile arasındaki asker kordonunun kaldırılmasını emretti, yaverini yanından uzaklaştırdı, halkın içine girdi. Ellerini halktan iki vatandaşın omuzlarına dayamış, adeta kendinden geçmiş ilerliyordu. Halk onu incitmemek için arada bir boşluk bırakmıştı. Hayli gittikten sonra :
- Artık otomobile binseniz dediler :
uyanır gibi oldu. Yanındakine :
- Sen belki ömründe sevmemişsindir; fakat hiç sevildin mi ? dedi. Bundaki zevk hiç bir şeyde yok. Hele aşkın Türk Milleti olursa. Beni bu zevkten biraz daha ayırmayın.
Taşhan'ın önüne kadar böyle, halkın kucağında geldi.
Cumhuriyetin 12. Yıldönümü için birçok döviz hazırlanmıştı. "Atatürk bizim en büyüğümüzdür.", "Atatürk bu milletin en yükseğidir."," Türk milleti asırlardan beri bağrından bir Mustafa Kemal çıkardı." Gibi Döviz listesini gözden geçiren Atatürk hepsini çizdi, yalnız şunu yazdı :"Atatürk bizden biridir."
Atatürk der ki :"Millet sevgisi kadar büyük bir sevgi yoktur." İstiklal Savaşında benim de milletime yaptığım bazı hizmetler olmuştur sanırım. Fakat bunlardan hiç birini kendime mal etmedim. Yapılanların hepsi milletin eseridir, dedim. Aranacak olursa doğrusu da budur.
Geçmişte medeniyetler kurmuş bir soyun çocukları olduğumuzu ispat etmek için, yapmamız gereken şeylerin hepsini yaptığımızı ileri süremeyiz. Yarıda bırakılmış daha bir çok büyük işlerimiz vardır. Ben arkadaşlara şunu tavsiye ederim. Şahsınız için değil, kendisinden olduğunuz millet için çalışınız.

Falih Rıfkı ATAY
(Babamız Atatürk, 1955)

November 08

AŞIK OLMAK DEMEK NUR GELEN TARAFA PENCERE AÇMAKTIR!

"Aşk nurlanmaktır"

Aşk, nurlanmak, nur kesilmektir: "Âşık olmak demek, nûr gelen tarafa pencere açmaktır. Çünkü gönül, gerçek dostun yüzü ile nûrlanır." (Mesnevi, VI, 3096)

Mevlânâ'nın bağlı olduğu dünya görüşüne göre, bütün kâinatın varlığa gelişi de hep aşk iledir. Çok atıf yapılan bir kudsî hadiste, Cenâb-ı Hakk'ın: "Ben gizli bir hazine idim, bilinmeye muhabbet ettim de mahlukatı onun için yarattım" buyurduğu rivayet edilmektedir.

Yani bütün bu varlıkların meydana gelmesi, Hak Teâlâ'nın gizli olan varlığının zuhur etmeye olan iştiyakı, Hakk'ın tanınmaya olan aşkı sebebiyledir.
Bütün varlıklar, duydukları aşk sebebiyle hareket eder. "Her cüz'ün başka bir cüz'e meyli vardır. Her ikisinin birleşmesinden bir şey doğar." (Mesnevi, III, 4416)

Aşka yakalanan derman istemez

Aşk aman vermez, bir kere aşka yakalanan bir daha onun pençesinden kurtulamaz: "Ey aman bilmez aşk; senin elinden el-aman, el-aman!" (Mesnevi, VI, 3764)


Gerçek aşk öyle bir ‘dert'tir ki, ona yakalanan bir daha asla derman bulmak istemez: "Bütün hastalar iyileşmeyi ümit eder, o ümitle yaşarlar. Aşk hastası ise: ‘Benim hastalığımı artırın!' diye feryad eder.


Aşk, anlatmakla tükenir şey değildir: "Eğer aşkın şerhini yapmaya kalksam, yüz kıyamet kopar da yine de söz tamamlanmaz." (Mesnevi, V, 2189)
Aşkı yine en iyi aşkın kendisi anlatacaktır: "Aşkı kimseye sorma, aşkın kendisine sor!" (Divan-ı Kebir)

"Aşk söze sığmaz, istemekle anlaşılamaz, aşk bir denizdir ki dibi görünmez. Denizin katreleri, damlaları sayılamaz. Yedi deniz de, aşk denizinin önünde küçücük bir göl gibi kalır.

Aşk, denizi bir tencere gibi kaynatır; aşk, dağı ezer, kum gibi ufaltır. Aşk, gökyüzünü çatlatır, yüzlerce yarık açar; aşk, sebepsiz olarak yeryüzünü titretir.

Pak, temiz aşk Hz. Muhammed'e eş oldu, dost oldu. Allah, bu aşk yüzünden Peygamber Efendimiz'e ‘Sen olmasaydın, bu gökleri, bu kainatı yaratmazdım!' diye buyurdu." (Mesnevi, V, 2733-2737)

Alıntıdır.




BÜTÜN SÖZLERİ BİTİREN SÖZ! MÜTHİŞ BİR TESPİT...

Yakınlık

İnsan, yaklaştığınca yaklaştığından ayrı;
Belli ki; yakınımız yoktur Allah'tan gayrı...



Necip Fazıl Kısakürek


İNŞALLAH DEMELİ DEMELİ DEMELİ DEMEYENLERİ DE UYARMALI TATLICA....

Hiçbir şey için,
Allah'ın dilemesi dışında:
"Ben yarın onu yapacağım deme"

Ancak Allah dilerse
(inşallah yapacağım de).
Ve unuttuğun vakit Allah'ı an
ve "Umarım Rabbim beni,
doğruya daha yakın olana eriştirir." de.

Kehf Suresi 23,24

İnşaALLAH, ALLAHü teâlâ dilerse olur manasına,
bütün işlerini ALLAHü teâlânın dilemesine havale etmek için söylenen sözdür.

ALLAHü teâlânın huzurunda itaat edenlerden olmak için, her işte inşaALLAH demelidir!

(Şunu yapacağım) veya (Yarın şuraya gideceğim) denince de (İnşaALLAH) demelidir!


Bir kimse ile bir şey kararlaştırırken inşaALLAH denirse,
sonradan o iş yerine getirilmezse, yalancı olunmaz.
(Miftah-ül cenne)


Kesin işlerde de inşaALLAH denir. Mescid-i harama girileceğini ALLAHü teâlâ bildirdiği halde,
inşaALLAH denmesini öğretmek için, (Mescid-i harama inşaALLAH gireceksiniz) buyurdu. (Feth 27)

İsmail aleyhisselamın, (Babacığım, sana emredilen ne ise, onu yap! İnşaALLAH beni sabredicilerden bulursun)
dediği de Kur'an-ı kerimde bildirilmektedir. (Saffat 102)

Peygamber efendimiz de, mezarlığa uğrayınca, ölüm muhakkak olduğu halde,
ilâhi terbiye gereği olarak, (İnşaALLAH biz de size kavuşacağız) buyurdu. (Müslim)

Peygamber efendimiz, duasının kabul olacağını âyet-i kerimeye istinaden
kesin olarak bildiği halde şöyle buyurdu:

(Her Peygamberin duası kabul olur. Her Peygamber, ümmeti için dünyada dua etti.
Ben ise, Kıyamette ümmetime şefaat izni verilmesi için dua ediyorum. Duam inşaALLAH kabul olacak.
Müşrik olmayanların hepsine şefaat edeceğim.) [Müslim]

Resulullah efendimize; Ruh, Eshab-ı Kehf ve Zülkarneynden sorulunca;

(Yarın gelin, haber vereyim) buyurmuş, inşaALLAH demeyi unutmuştu.
Bu sebeple birkaç gün Resulullaha vahiy gelmedi. Sonra şu mealdeki âyet-i kerime nazil oldu:
(İnşaALLAH demeden hiçbir şeyi yarın yapacağım deme!) [Kehf 23, 24]

Peygamberler günah işlemez. Bunun gibi hareketlerine zelle denir.

AŞK-I MERAK EDENLERE.....

Tek Hece (Aşk)

Var mı beni içinizde tanıyan?
Yaşanmadan çözülmeyen sır benim.
Kalmasa da şöhretimi duymayan,
Kimliğimi tarif etmek zor benim...

Bülbül benim lisanımla ötüştü.
Bir gül için can evinden tutuştu.
Yüreğine Toroslar'dan çığ düştü.
Yangınımı söndürmedi kar benim...

Niceler sultandı, kraldı, şahtı.
Benimle değişti talihi bahtı,
Yerle bir eylerim taç ile tahtı,
Akıl almaz hünerlerim var benim...

Kamil iken cahil ettim alimi,
Vahşi iken yahşi ettim zalimi,
Yavuz iken zebun ettim Selim'i,
Her oyunu bozan gizli zor benim...

Yeryüzünde ben ürettim veremi.
Lokman Hekim bulamadı çaremi.
Aslı için kül eyledim Kerem'i.
İbrahim'in atıldığı kor benim...

Sebep bazı Leyla, bazı Şirin'di.
Hat'rım için yüce dağlar delindi.
Bilek gücüm Ferhat ile bilindi.
Kuvvet benim, kudret benim, fer benim...

İlahimle Mevlana'yı döndürdüm.
Yunus'umla öfkeleri dindirdim.
Günahımla çok ocaklar söndürdüm.
Mevla'danım, hayır benim, şer benim...

Benim için yaratıldı Muhammet!
Benim için yağdırıldı o rahmet!
Evliyanın sözündeki muhabbet,
Enbiyanın yüzündeki nur benim...

Kimsesizim hısmım da yok, hasmım da
Görünmezim cismim de yok, resmim de
Dil üzmezim, tek hece var ismimde
Barınağım gönül denen yer benim...


Cemal Safi

TÜRK İSMİ NEREDEN GELİR?

Türkler hakkındaki en eski kayıtları Çin kaynaklarında bulmak mümkündür. Asırlar boyunca Türklerle gerek savaş gerekse ticari faaliyetlerle irtibatını sürdüren Çinliler, Türkleri çeşitli yönleri ile incelemiş, Türk tarihini Türklerden önce tesbit etmişlerdir.
Çin tarihlerinde "Türk" sözünden ilk defa şu şekilde bahsedilmektedir:

"VI. asırda Kin-Şan Dağları çevresinde Juan-Juanlara tâbi iken sonra istiklalini kazanan bir Türk kavmi vardır ki kendilerine Türk adını verirler"

Yani Göktürkler'den bahsediyorlar. Ancak yapılan araştırmalar şunu açık şekilde ortaya koyuyor ki Türk adı bizlere Çinlilerin verdiği ya da VI. asırda ortaya çıkmış bir ad değildir. Bu konuyla ilgili Prof. Dr. Afet İnan'ın sözlerine baktıktan sonra "Türk" adının kökeni hakkındaki değişik görüşlere yer verelim:

"Herhalde Türklere "Türk" ünvanı Çinlilerin "Tukyü" dedikleri Türk Devletinin teşekkülüyle verilmiş değildir. Mesela Etrüsklerin İtalya'ya giden kısmına M.Ö. VIII. asırda "Türski" denildiğini kaynaklarda görebilirz. Halbuki "Tukyü" devleti M.S. VI. asırdadır. Herhalde Türklerin isim babası Çinliler olamazdı. Türklerin isim almak için hiçbir millet tarafından vaftiz edilmeye ihtiyacı yoktur."

Çin tarihlerinde iki şekilde telaffuz edilen bu söz bugün "Tu-kiüe" diye telaffuz edilmektedir. Yani Türk sözünün ilk hali iki hecelidir. Zaten Orhun Abidelerinde de bu söz:

Resim

KÜ - R - Ü - T (ORKUN ALFABESİNDE SÖZCÜKLER SAĞDAN SOLA OKUNUR)

şeklinde yazılmaktadır. Yani bu devirlerde bu söz "Türk" değil "Türük" diye yazılmış ve okunmuştur.

Bundan daha öncesinde Çin kaynaklarında ilk defa M.Ö. 1328 tarihinde; "Jong" ve "Tik" adını taşıyan bir kavmin ciddi siyasi faaliyetlerinden söz edilir. Bu kavim değişik tarihlerde 2 defa Çin'in kuzey bölgelerinden Moğolistan'a kadar olan bölgeleri hakimiyeti altına almıştır. Yani tam göçebe Türklere göre bir durum Önce hakimiyet altına alıp sonra oralardan çekilip başka yerlere gitmek. Heredot'dan Zeki Velîdi Togan'a, Thomsen'a kadar birçok bilim adamı bu "Tik"lerin aslında Türkler olduğu tezini ortaya koymaktadırlar.

EFSANELERE GÖRE TÜRK ADININ ASLI

Doğu Mitolojisinde Nuh Tufanı'nın kökeni Sümerlere kadar dayanır. Değişik şekillerde günümüze kadar gelen bu hikayeden Tevrat'ta ve Kur'an-ı Ker'im'de de bahsedilir. Tevrat'a göre kavimler Hz. Nuh (Aleyküm Selam.)'un üç oğlu olan Ham, Sam ve Yafes'ten meydana gelmişlerdir. Ham'dan Hâmiler (Afrika yerlileri), Sâm'dan Sâmiler(Araplar, İbraniler ve Aramiler), Yafes'ten de Türkler ve Ari ırklar türemiştir. Buna göre Türk Yafes'in oğludur, Türk Milleti buradan türemiştir. Bu konudan değişik kaynaklarda da bahsedilmektedir. Divanü Lügat'it Türk'te "Türk" sözcüğünün karşısında şunlar yazmaktadır:

Tanrı yarlığayası Nuh'un oğlunun adıdır. Bu, Tanrı'nın, Nuh oğlu Türk'ün oğullarına verdiği bir addır.

Ebûl Gazi Bahadır Han'ın Şecere-i Türk adlı eserinde de bu efsaneden bahsedilmektedir.

Yafes'in; Türk, Hazer, Seklab, Rus, Menşek, Çin, Kemari, Belüç, Halih, Sedsan ve Gaz adlarında 11 oğlu vardı. Bunların en cesur ve en bilgilisi Türk'tü. Yafes'in yerine o geçti. Keçeden çadır ve otağ yapmayı, hayvan derisinden giysi yapmayı o icad etti ve diğer kardeşlerine öğretti.
Yafes ve nesline Hz. Nuh (Aleyküm Selam.) tarafından Asya havalisi verildi. Yafes'in oğulları zamanla çoğaldılar. Doğuya ve kuzeye doğru yayıldılar. Bunlardan Çin doğu taraflarına giderken, Türk Asya topraklarının ortasında dağlarla çevrili, verimli bir bölge'de kaldı.

TÜRK SÖZÜNÜN ANLAMINA VE KÖKÜNE DAİR


Bir kısım dilbilimci ilk olarak "Türük" biçiminde kullanılan "Türk" sözünün anlamı hakkında şu tezi ileri sürerler. "Törük = Türük" sözü, yörük kelimesinin yörümek fiilinden türemesi gibi "törümek" yani türemek mastarından gelmektedir. Bu görüşe göre "Türk" sözünün anlamı; türemiş varlık yani insan olarak açıklanmıştır.
Bununla birlikte bazı araştırmacılar Türkçe'de güçlü anlamına gelen Türük sözüyle bu sözcüğü bağdaştırarak Türk sözünün anlamını "güçlü, kuvvetli" olarak açıklamaktadırlar.
Türük sözünün "türe"ye uyan, itaat eden, disiplinli millet manasına geldiği teziyle birlikte bu iki görüş Türk sözünün anlamı hakkında öne çıkarlar. Türk tarihçileri genellikle Türk sözcüğünün manasının "kuvvetli" olduğunu kabul ederler.


"Türkler bir ırk ve millet olmak haysiyetiyle yeryüzünün en şerefli insanlarıdır. Karakterleri pek asil ve yücedir. Asaletleri alınlarında ve amellerinde yazılıdır. Onların yurdu efendiler diyarıdır, kahramanlar, şehitler ülkesidir. Öyle zannediyorum ki Türklerin düşmanı olmak tüm insanlığın düşmanı olmak demektir. Tanrı beni böyle bir davranıştan uzak tutsun."


Alphonse de Lamartine, Fransız düşünür
November 07

ASLINDA NE OLDU DEMEDEN ADIM ATMAMAK MI GEREKİYOR ASLINDA?!

Türk insanı neye inancağını şaşırıyor. Gündem ve bilgi bombardımanı altında aslında doğrusu hangisi demekten kendimizi alamıyoruz. Aslında doğru hangisi?
Bir gün medyadan çıkan bir haber veya bilgi birilerini zengin ediyor, hızla yayılıyor insanlar başka bir konu konuşmuyorlar, bir süre sonra o bilgiyi çürüten bir açıklma yapılıyor. İnsanımız şaşkına dönüyor. Rant aracı olarak kullanıldığına mı yansın, harcadığı zamana mı veya elden giden sağlığına mı?
Aslımızı unuttuğumuz, atalarımızın bize öğrettiklerinden vazgeçtiğimiz zaman, yapay aktörlerin etki alanından çıkamıyoruz doğal olarak.
Biz en iyisimi ceddimizin bize öğrettiklerine , türk inasnının nesil öğretilerine dikkat edip herşeye inanmayalım ve ASLINDA NE YAPILMAK İSTENİYOR VE DOĞRU OLAN NEDİR? SORUSUNU KENDİMİZE SORALIM VE KIYMETLİ KARDEŞLERİM HERŞEYE HEMEN İNANMAYALIM!
İMAJ VE RANT AKTÖRLERİ İŞLERİNİ ÇOK İYİ BİLİYORLAR VE ÇOK ÇALIŞIYORLAR...
 

MEVLAM GÖRELİM NEYLER, NEYLERSE GÜZEL EYLER!

Soğuk bir kış sabahı sahilde bulunan küçük bir koydan bir balıkçı filosu denize açıldı. Öğleden sonra büyük bir fırtına koptu ve gece olduğunda balıkçı teknelerinden hiçbirisi limana dönememişti.

Bütün gece boyunca eşler, anneler, çocuklar kaybolan sevdiklerini kurtarması için Allah'a yakararak rüzgara açık kıyıda bir aşağı bir yukarı dolandılar.

Bu durumda, bir de kulübelerden birinde yangın çıktı, erkekler olmadığı için yangını söndürüp kulübeyi kurtarmak mümkün olmadı. Ancak gün ışıdığında, herkesin sevinçle gördügü gibi balıkçı teknelerinin tümü de sağlam olarak limana döndü.

Fakat, orada ümitsiz bir kişi vardı. Bu kisi yangında evi kül olan adamın eşiydi. Kocası karaya çıkarken söyle bağırıyordu:

"Aman Allah'ım, mahvolduk! Evimiz, içindeki herşeyle birlikte yangında kül oldu!"

Adam:

"O yangını verene şükürler olsun! Yanan kulübemizin ışığı sayesinde bütün tekneler yolunu buldu ve salimen limana döndük." 

İbrahim Hakkı Hazretlerinin buyurduğu gibi;

Hak şerleri hayreyler
Zannetme ki ğayreyler
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler
November 05

TEBESSÜM İÇİN!...

Şakadan Hoşlanmam

Temel'in ensesine biri okkalı bir tokat atmış. Temel sinirli bir şekilde arkasını dönmüş. Bakmış ki iki katlı bir adam.

- Bana sen mi vurdun?
- Ben vurdum ne olacak?
- Şakadan mı cidden mi?
- Cidden vurdum.
- Aman aman, öyle olsun. Çünkü şakadan hiç hoşlanmam da

BEN MARANGÖZÜM ELİMDEN HER İŞ GELİR EFENDİM!

Yapmam Gereken Daha Çok Köprü Var..



İki kardeş yan yana bahçelerde birbirine tıpatıp benzeyen aynı özelliklere sahip iki ev yaparlar.
Birbirlerini çok severler ve her işlerini birlikte yapmaya gayret ederler.
Evlerin arasından bir de küçük ırmak geçmektedir.
Çoğunlukla çoluk çocuk iki aile bu ırmağın kıyısındaki ağacın altında toplanır hafta sonları piknik yaparlar ve tüm haftanın yorgunluğunu birlikte çıkarmaya çalışırlar…Bir gün, hani o günlerden bir gün…
Ne olduysa olmuş ve büyük kardeşle küçük kardeş incir çekirdeğini doldurmayacak bir mesele yüzünden tartışmışlar.Birbirlerine küsmüşler ve artık ırmağın kıyısındaki ağacın altında buluşmaz, hafta sonları da dahil olmak üzere günlerini birlikte geçirmez olmuşlar.

Irmağın üstüne birlikte yaptıkları köprüyü bir gece küçük kardeş büyük bir öfkeyle yıkıp yok etmiş ve artık aradaki mesafe böylece daha da büyümüş.

Buyurun ne istemiştiniz? Bir hafta sonu büyük kardeş öfke, üzüntü ve sıkıntı ile pencereden ırmağın kenarındaki ağacı seyrederken kapısı çalmış.

Açtığında karşısında elinde alet çantası ile bir ihtiyarın durduğunu görmüş.

Buyurun ne istemiştiniz?” diye sormuş. İhtiyar “Efendim ben dülgerim. Yani anlayacağınız marangoz. Elimden her iş gelir. Eğer evinizde tamir edilecek, yapılacak bir yer varsa çok ucuz fiyata, hatta karın tokluğuna tamir edebilirim” demiş.
Genç adam biraz düşünmüş ve Gel benimle deyip ihtiyarı alıp evin arkasındaki depoya götürmüş. Depoda üst üste yığılmış keresteleri göstermiş. “Bak ihtiyar, bu keresteleri görüyorsun. Bu kerestelerle evin yan tarafındaki ırmağın kenarında, karşı evi kapatacak bir şekilde tahtadan bir perde yapmanı istiyorum. Yüksek olsun ki ben pencereden her baktığımda o evi görmeyeyim. Ben şimdi şehre iniyorum. Akşama gelince seninle hesabımızı görürüz.” demiş ve adam şehre inmiş. ihtiyar da çalışmaya başlamış…

Gözyaşları içindeki kardeş

Nihayet akşam geç vakit evin sahibi dönmüş şehirden.
İhtiyar ne yaptı diye düşünerek evin ırmağa bakan tarafına doğru yürümüş.
Birde ne görsün. Irmağın üstünde eskisinden çok daha güzel ve alımlı bir köprü.

Köprünün bir ucunda işini bitirmiş takımlarını toplayan ihtiyar, diğer tarafında ise gözyaşları içinde küçük kardeşi durmuyor mu…

Özür diliyorum abi!

Küçük kardeş ağabeyini görünce hıçkırıklar içinde kollarını açıp koşmaya ve

“Özür diliyorum abi, senden çok özür diliyorum. İnat ettim ve hakkım olmadığı halde bizi birbirimize bağlayan köprüyü yıkıp yok ettim ama sen her zaman olduğu gibi büyüklüğünü gösterdin ve yine bu köprüyü yaptırdın beni affedebilecek misin” diyerek boynuna sarılmış. Ağabey olanlardan habersiz, şaşkın ama durumdan ziyadesi ile mutlu kardeşini kucaklamış…

Lütfen burada kal!

Az sonra olayın tüm detaylarını düşününce gerçeği görüvermiş.

Hemen telaşla ihtiyar dülgere dönmüş ve

“Ey ihtiyar.. Sen erdemli ve olgun bir bilgesin. Lütfen burada kal. Ömrünün sonuna kadar misafirimiz ol ve bizimle birlikte yaşa, bilgin ve erdeminle bizim de yüreğimizi aydınlat” diye içten bir teklifte bulunmuş.
Ancak ihtiyar dülger zamanın kırıştırdığı yüzünde beliren tatlı bir tebessümle

“İsterdim evlat ama yapmam gereken daha çok köprü var”
deyip ağır adımlarla yürüyüp kaybolmuş…

BURDA DOST BİLDİĞİM ANAM ISIRGAN OTU!...............

 

amatör - kıvırcık ali ısırgan otu | izlesene.com

November 04

GERGİN ANNELER, AĞIR MAKYAJLA YAŞLI GÖRÜNEN KIZLAR! DOĞALLIK NEREDE?????????????

Genç Bir Kadın

Kadınlar yüzleriyle barışıktı eskiden...
Bir ağacın yaşı, nasıl gövdesinde gizlediği çizgilerden okunursa bir kadının
hayatı da  yüz hatlarında ele verirdi kendini...
Her biri; insan suretinden bir papirüse döşenmiş elyazmalarıydı o kırışıklıkların;  engin tecrübelerin alametiydi.
Gün geldi, uzun yaşama sevdasına kapıldı insanoğlu...
Gençliğe tapındıkça yaşadığını yalanlamanın derdine düştü.
Madem ki o hatlardı yaşını ele veren; o hattı müdafaa etmenin âlemi yoktu.
Çehreler önce yoğun pudra taarruzuyla maskelendi; yetmeyince
genç kalma hırsının çarmıhına gerildi.
Tecrübe, "kulak ardı" edildi.
Şimdi, "gergin anneler", ağır makyajla yaşlı görünmeye çalışan kızlarının
yanında, çizgilerinden arındırılmış anlamsız yüzlerine bakıp yaşlarını tahmin
etmemizi ve kendilerini tebrik etmemizi bekliyorlar.
                                                                                                                 Prof. Dr. Ayşe AKIN
                                                                                                             Başkent Üniversitesi
                                                                                               Kadın-Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması
                                                                                                     Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü

TOPLU ÇIKAR, TOPLU ZEKA VEYAAA KURNAZLIK!

" Kurnazlık, geri kalmış toplumlara özgüdür."

 

Almanya'nın geniş otobanlarında yol alıyorduk. Baktım ki otomobiller yavaşlıyor ve yolun iki yanına diziliyorlar, orta şerit boş kalıyor.

Ne olduğunu anlamadım AMA biz de öyle yaptık. Beklemeye başladık.
Yolun ortası bomboş AMA hiç kimse oraya direksiyon kırmıyor. Kuyrukta
Sakin sakin bekliyor.

Biraz sonra durumu öğrendik. İleride bir kaza olmuş, yol tıkanmış.
Böyle durumlarda Alman sürücüler fermuar ilkesini uygular ve iki yana
çekilerek yolu polisler, ambulanslar ve çekiciler için serbest
bırakırmış.

Gerçekten de biraz sonra o bomboş yoldan polis arabaları ve Ambulanslar neredeyse iki yüz kilometre süratle geçip gitti. Önlerinde hiçbir engel yoktu.
Çok geçmeden yol açıldı, bütün araçlar hareket ederek gideceği yere
Vaktinde ulaştı.

Anlattığım; bir toplu zekâ örneğidir. Alman sürücüler bu toplu zekâya sahip oldukları için sorun daha çabuk çözüldü ve daha çabuk hareket ettiler.

Oysa hepsi tek tek kurnazlık etmeye çalışıp orta şeridi kullansaydı, otobanın tıkanıklığı saatlerce sürerdi ve hepsi zarar görürdü.

Bu örnekte görüldüğü gibi durmadan kurnazlık Eden bireylerin oluşturduğu bir toplum iyi işlemez.

Çünkü kurnazlık, toplu çıkara, toplu zekâya aykırıdır. Bireylerin, dönen toplum çarkları içinde birer dişli olmayı Kabul Etmeleri gerekir. Zekâ bunu gerektirir ve çarklar ancak böyle işler.

GÖNLÜNE SAĞLIK HOCAM NE GÜZEL ÖZETLEMİŞSİN! ALLAH RAZI OLSUN.

Kabri İstanbul’da bulunan velilerden Seyyid Velayet birgün bazı gençlere:

- “Başarı nedir biliyor musunuz?” diye sordu: Gençler:

- “Bilmiyoruz efendim, siz buyurun!” dediler.

- “Başarı öldükten sonra işe yarayan şeydir!” dedi ve izah etti:

OKU , YAZ, PAYLAŞ, ŞÜKRET, ZİKRET...........................

Aç gözlerini ve sadece okumayı dene. Usanmadan, sıkılmadan, yılmadan sadece oku.
Alemi oku.
Hayatı oku.
Al kitabı eline, gerekirse hiç bırakma.
Sarıl kitaba sadece oku.
Okudukça anlayacaksın sana en luzumlu şeyin okumak olduğunu.

Sonra…

Sonra düşün. Sadece düşünmeyi dene.

Düşünebildiğin kadar düşün…
Hayatı düşün…
Düşündükçe düşün.
Hatta düş bahçelerinde bir gezintiye çık.
Belki düşlerin gerçek olur?…

Kainat kitabını düşün.

Ve hatta alemin sayfalarında bir gezintiye çık.
Kainat, beyninden kat kat büyük ama beynin onu kapsayacak kadar geniş bir kabiliyete mazhar.
Neler okumuştun?
Okuduklarını düşün.

Düşündükleri ise görmeye çalış ve hisset.

Sonra düşündüklerini yaz…
Bakalım sayfalar, mürekkepler düşüncelerini içine alacak kadar yeterli olacak mı?
Bil ki bundan mürekkep de, kağıt da hoşnut olacaktır.
‘Korkmadan yaz.
Yazmaktan korkma…’

Yazdıklarını paylaş insanlarla.
Olur ya birinin aklına kalbine manevi bir yol açmaya vesile olursun.
Olur ya, birinin ruhuna bir huzur damlası sepersin.
Belki bir kapı açarsın huzur iklimine doğru.
Ne dersin olamaz mı?
Belki bu sayede yıkılmayan duvarları yıkarsın!
Taş kalplileri yumuşatırsın.
Söylesene bundan büyük bir mutluluk duymazmısın?
Duyarsın elbette, duyarsın…

Bir de sadece gülümsemeyi dene.

Denemekten korkma.
Küçük bir tebessüm kondur sevdiklerinin kalbine.
Sakın esirgeme onlardan sevgi dolu bir gülümsemeyi…

Ve son…
En son mütevazi ol.
En güzel bir sona erişmek için mütevazi ol.

Oku…

Yaz…

Paylaş…

Şükret…

Zikret…

Sade yaşa hayatı
Sadece hayırlı yaşamayı iste dualarında.

İstemekten korkma!

Sonsuz merhamet sahibine sığın.
Bil ki, Ona sığınan, inanan, dayanan her iki cihanın en mesut ve bahtiyarıdır.

Sadece ona sığın.

Sadece ondan iste.

Her işin başında onun ismini an.

Ve bil ki, her yolun sonu Ona çıkar.

Sadece Ona…

Fatma Altuner

November 01

SUSMAK VAR YA SUSMAK......

Susmak var ya
Susarak neler anlatılır bilir mi sin?
Susarak yaşar ve yaşatırsın
Bir anda dört mevsimi,
Hem ağlatır hem düşündürür ve de güldürürsün
Beklide can evinden vurur öldürürsün.
Susmak var ya bazen
Can çekişmenin emaresidir.
 

Abdulkadir Uçar

 

ÇANAKKALE' DE SİPERDEN, BİR DELİKANLI GELİYORDU!

Çanakkalede çarpışıyorduk Siperlerde bulunduğumuz sıralarda düşman tarafindan bir askerin sıçrayarak bize doğru yaklaşmakta olduğunu gördük. Korkusuz bir delikanlıydı bu. Bizim erattan onu görenler arka arkaya ateş ediyor, takat bu askerin bize yaklaşmasına engel olamıyorlardı. Düşmanımız anlaşılan bize sokularak el bombası atacaktı.

Hemen silahımı doğrultarak nişan aldım ve ateş ettim. Vurularak yere düştü ve bir müddet çırpındıktan sonra hareketsiz kaldı. Ölmüş olduğunu gördüm. Fransız üniformalı zenci bir askerdi bu. Üzerini yokladım, iç cebinde bir şişkinlik vardı. Elimi üniformasından içeri sokarak onu aldığımda donakaldım. O değil de ben vurulmuştum sanki. Elimde tuttuğum sey sözde düşmanım olan o zencinin kanlarıyla ıslanmış bir kuran kerimdi. Ah o sömürgeci İngilizler, ah o Fransızlar.Evet tüylerimiz ürpererek okuduğumuz bu hadise Çanakkale gazilerinden Mülazim Ahmet Halit Üngör'ün 15 nisan 1915 tarihli bir hatırasıdır. Ve islam düşmanlarının gerçek yüzlerini ortaya koyan acı bir vesikadır.


Yapabileceğin, yapabileceğini düşündüğün kadardır.

Cam Tavan Sendromu

Bilim adamları pirelerin, farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görür. Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar.

Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışır, ama başlarını tavandaki cama çarparak düşer.

Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplar, tekrar başlarını cama vururlar. Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çeker.

Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıplamamayı öğrenir.

Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir  ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır.

Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplar!

Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkanları vardır  ama buna hiç cesaret edemezler.

Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı "hayat dersi"ne sadık halde yaşarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkanları vardır ama kaçamazlar. Çünkü engel artık zihinlerindedir.

Onları sınırlayan dış engel kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel varlığını sürdürmektedir.

Bu deney canlıların neyi başaramayacaklarını nasıl öğrendiklerini gösterir.

Buna "cam tavan sendromu" denir.

Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır.
Cam tavanınız hayallerinizin tavan yüksekliğini gösterir.

Yapabileceğin, yapabileceğini düşündüğün kadardır.

BİLGİ ARTARKEN İLİM AZALIR MI? DUYDUĞUNUZ HER BİLGİYE , MANTIK SÜZGECİNDEN GEÇİRMEDEN, GÖNLÜNÜZE HAVALE ETMEDEN İNANMAYIN. FİTNE ZAMANINDA OLDUĞUMUZU UNUTMAYALIM. İSLAM MANTIK VE AKIL İLMİDİR.

Bilgi Artarken, Azalan İlim

Ali el-Karî, “Tecdid hadisi” diye bilinen “Allahu Tealâ bu ümmete her yüzyılın başında dinini yenileyen eden kimse(ler) gönderir.” (Ebu Davud, Hâkim) hadisini şerhederken şunları söyler: “... Bu tecdidin (yenilemenin/tazelemenin) izafi olduğunda şüphe yoktur. Çünkü ilim her geçen yıl azalmakta, cehalet de her yıl artmaktadır. Zamanımız alimlerinin yükselmesi, başka değil, ancak ilmin günümüzde alçalmasındandır. Yoksa önceki devirlerin alimleri ile sonra gelenler arasında ilim, amel, fazilet, tahkik ve tetkik bakımından herhangi bir münasebet yoktur. Çünkü Hz. Peygamber (A.S.) döneminden gittikçe uzaklaşıyoruz. Bu durum, tıpkı ışık ve nur kaynağından uzaklaşmanın karanlığı artırması ve aydınlığı azaltması gibidir.

Buharî’nin, Enes (R.A.)’den rivayet ettiği, “Ümmetin üzerine hiçbir zaman gelmeyecek ki, kendisinden sonra gelen zaman kendisinden daha şerli olmasın”; Taberânî’nin Ebu’d-Derda (R.A.)’dan rivayet ettiği, “Hiçbir yıl yoktur ki, hayır eksilmesin ve şer artmasın” ve yine Taberânî’nin İbn Abbas (R.A.)’dan rivayet ettiği, “Hiçbir yıl yoktur ki, insanlar onda bir bid’at ihdas etmesin ve bir sünneti öldürmesin. Bu durum, sünnetlerin öldürülüp bid’atlerin ihya edilmesine kadar böyle devam eder” hadisleri gün geçtikçe kötüleşen duruma delâlet etmektedir.

Günümüzde ilim adına mevcut bulunan az bir miktar bile, geçmiş alimlerin ilimlerinin ve yardımlarının bereketlerindendir. Bu itibarla bizim şunu itiraf etmemiz gerekir ki, kıyamete kadar üstünlük ve fazilet, önce geçen (mütekaddimun) alimlerindir. Allah onların hepsinden razı olsun.”
İşte gerçek alimlerin ilim anlayışını yansıtan birkaç örnek:

Ebu Abdirrahman es-Sülemî’nin, Tabakâtu’s-Sûfiyye’de zikrettiğine göre Zünnûn el-Mısrî şöyle demiştir: “Bizden öncekilerin yaşadığı dönemde kişinin ilmi, dünyaya olan buğzunu ve dünyayı terkini artırırdı. Bugün ise kişinin ilmi, dünya sevgisini ve arzusunu artırıyor. Yine önceleri, kişi ilmi doğrultusunda malını infak ederdi; bugün ise ilmiyle para kazanıyor. Geçmişte alim kişi, kendisini zahiren ve batınen geliştirirdi; bugünse pek çok ilim ehlinin, zahiren ve batınen fesada uğradığı görülüyor.”

Tabiun’dan Kasım b. Muhammed (Rh.A.) şöyle der: “Benim yetiştiğim insanlar (Sahabe) sözden hoşlanmazlardı. Onların hoşuna giden, amel idi.”

Yine Tabiun’dan Hasanu’l-Basrî (Rh.A.), alimi “ilmiyle ameli birbirine uyan kişi” diye tarif eder.

Vehb b. Münebbih, Atâ el-Horasanî’ye şöyle tavsiye  ediyor:

“Bizden önceki neslin alimleri, ilimleriyle diğer insanların dünyalıklarına tamah etmezlerdi. İnsanlar da onların ilimlerinden istifade etmek için sahip oldukları dünya nimetlerini sarfederlerdi. Günümüzde ise ehl-i ilim, insanların elindeki dünyalıklara rağbetle ilimlerini kullanıyor. Ehl-i dünya ise, ilim ehlinin kendi nazarlarındaki kötü intibaı sebebiyle onlardan uzak duruyor.”

Gerçek alimi tarif eden sözlerin sahipleri ile aramızda bin seneden fazla bir zaman dilimi var. O insanlar günümüzde yaşasalardı, durumumuza baktıklarında ne söylerlerdi acaba?..

Ebubekir Sifil

 
                                                              HOŞGELDİNİZ                                  
Kıymetli yorumlarınız ve paylaşımlarınız için sağolasınız varolasınız.
                       Allah hepinizden razı olsun.
                                    Kırmızı gülKırmızı gülKırmızı gül
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
Zeynel akwrote:

 

 

 

   Sevgi Yaşamaktır...

          Sevgi yaşamaktır
Bazende uçmak
Koşmaktır, sımsıcak kollara
Kavuşmaktır özlem dolu
İlmek ilmek nakıştır sevgi
Gönüllere dökülen
Kendini bırakmaktır yaşamın akışına
Sevgi var olmaktır
Nefes almak kadar tatlı
Mısralarda coşmaktır sevgi
Dillerden düşmemektir
Huzur bulmaktır güzelliklerden
Dokunmaktır bir bebeğe
Ya da açan bir çiçeğe
Sabahlara doğmaktır sevgi
Sevgi duyumsamaktır
Görebilmektir özün özünü
Bakabilmektir ışıklı gözlerle
Yaşamaktır yaşamayı sevgi
Sevgi var olmaktır...

 Emine Usta

 

 

  

 

 

Sevgi...

 

Sevgi,

Aç olduğu halde, bir dilim ekmeği
Başkasıyla paylaşmaktır.

 


Sevgi,
Yitirdiklerine ağlamak değil,
Elde ettiklerinin değerini bilmektir.

 

Necla İlhan

 

Hep zamana yenik düştük esiri olduk anlamsız koşuşturmaların.

ama bir kez adını yüreğimize kazıdığımız

 dostlarımızı hiçbir zaman unutmadık...

 

 

Sen gülerken yanındakilerde güler ama ağlarken yalnız ağlarsın

onun için öyle bir ağaca yaslan ki asla yıkılmasın

öyle bir dost edin ki seni asla bırakmasın...

 

 

 

  

SAĞLICAKLA KALIN...

 ALLAHA EMANET OLUN...

 

 

7 hours ago
Zeynel akwrote:
 
 
 
*Sevgi Treni*...
 
“ Hayal etmezsen, umut edemezsin, umut etmezsen gerçekleştiremezsin"
 
 
 
Sevgi Treni...

Bir şafak vakti henüz gün ağarmadan
Hareket etti demir raylardan
Yükü ağırdı üstelik çok da değerli
Yolcuları vardı evrenin dört bir yanından


Her birinin gözünde parıltı
Her birinde umut vardı
Öyle bir heyecandı ki
Bir anda her yanı sardı


Kararlıydı ve inançlı
Götürmeliydi yolcularını
Güzellikler diyarına

Her istasyonda bir dost
Her yürekte bin umut
Kimi telaşlıydı, kimi sabırsız
Aldılar yerlerini
Son anda yetişenler oldu
Elimizi tutup binenler
Ama kalmadı aşağıda sevgiyi bilenler
Haydi çağrımız size;
“Trende bize yer yok mu? “ Diyenler!
Son durağa gelmeden,
Alın nasibinizi sevgiden…


Ayırım yok,
Her cana açık kapımız,
Tek şartımız var “sevgi ve dostluk”
Buyurun sizde gelin açıksa sevgiye gönlünüz…



İlk durağımız “Umut”,
“Güven” ikincisi,
Dostluk durağı gelir ardından
”Sevgi” son durağımız
Hazırsanız paylaşmaya
Buyurun alın yerinizi,
Geçin, gökkuşağı altından
Sevgi çemberinden
İçin doya doya
Gönül şelalesinden
Dostluk pınarından…
...
Umut Gül
 
 
 
 
SAĞLICAKLA KALIN...
ALLAHA EMANET OLUN...
 
 
1 day ago
NAZOwrote:

 
Resulullah (sav) buyurdular ki: "İyi arkadaşla kötü arkadaşın misali, misk taşıyanla körük çeken
insanlar gibidir. Misk sahibi ya sana kokusundan verir veya sen ondan satın alırsın. Körük çekene gelince ya elbiseni yakar yahut da sen onun pis kokusunu alırsın."
kalbi güzel olmayanın dilide güzel olmaz..!!
umudunu yitirenin geleceği olmaz.!!başına gelen belaya hamd edersen rabbim geri alırım buyuruyor..!

HAYIRLI AKŞAMLAR SİZİ BANA SEVDİRENE EMANET OLUN.
1 day ago

 

 

 

 

Kayıp bir zaman diliminin

 kazanılmamış bir macerasında yaşıyorum seni,
Eksilmiş parçalarımı tek tek tamamlamaya çalışırkensensizliğimde,
Yüreğimin derinliklerinde birçok maviliklerim kopup gidiyor sessizce,
Sus ve dayan desem de konuşamayan cümlelerimle,
Engin denizlerde oluşan ama görülmeyendev dalgalar gibi yüreğim biliyorum…
Susarak her güneşsiz geceyi,bir öncekinin üzerine kapatıyorum.
her susuşun özlenen sevgiliye bir cevap olsun,
Kimsenin kimse olmadığını anladığında duygularım,
Dibe vuran her hüznümün, bir başkasının umurunda olmadığını bile bile,
Yaşadığım bu soğuk,hercai şehirde,Aldanışlarımın ve suskunluğumun bedelini ödemek düşüyor yine bana.Öfkeyi, sevdayı, tezatları, yarım kalmışlığı içimde yaşıyorum sana dair,Sana dair yazmak istemiyorum aslında, Hüznümün öğretilerini başkalarının kavrayamayacağının farkındayım.

Kış bahara, gece gündüze, uzak yakına dönüşünceye kadar,
Yelkovanla akrebe az küfür etmedim, yaşam tünelinde sevmeyi beceremedim belki de,
Kendi özüme dönüp, düşler bahçesinin gülleriyle avuturken ben gönlümü,
Sensizliği tüketmek adına, her gece bir çizik atıyorum yüreğimin sanrılı duvarlarına,
Görebilseydin eğer, her hücresinde bakışların, her köşesinde parmak izlerin saklı,
Duyabilseydin çığlıklarımı, kayboldukça yarı çıplak sokakların ortasında,
Bir istiridye ürkekliğinde benliğim, hiç yarım kalmamış, hiç yaşanmamış gibi,
Yaşantımın en dik yokuşunda, siyah beyaz bir tebessümündü ardından bana kalan,Bedenimdeki gizli sen’lerin hapsedilen ılık bir öpüşün olur suskunluklarımda,
Sus gönlüm…Susmalısın ki; Sevdanla yeşeren dört mevsim senfonisi çalsın

çınlayan kulaklarında,Susmalısın ki; Acılara gülümseyişinin ölümsüzlüğe çizilen coğrafyasında bahar olsun sevilerin,
Susmalısın ki;
En berduş kelimelerinle gölgeler içinde dolaşan ruhun, özlemin dansına eşlik etsin,
Susmalısın ki;
Hasret kapıları vuslata sürgülensin,

SUS! gönlüm..

 

 

 

 

 

5 days ago
NAZOwrote:
     

Sabır gerek... Yakup gibi tenhalarda gezip Yusuf diye inleyerek... zaman gerek Yusuf gibi kuyulardan mısır saraylarına yükselerek...azim gerek Muhammed(s.a.v) gibi Ebucehilin bile hidayeti için yetmiş kez yanına giderek... hasret gerek Mecnun gibi Leyla diye aklı ziyan ederek... edep gerek Hz.Osman gibi meleklerden bile hürmet görerek... işte böylesi vasıflara sahip yüreklerin katlanarak büyümesi duasıyla... HAYIRLI CUMALARIMIZ OLSUN İNŞ. SELAM VE DUA İLE  ALLAH,A EMANET OLUN. NAZO KIZ         

5 days ago
YAĞMURLARLA AĞLIYOR yalnızlığına… Yokuşlarda yoruldu yüreği… Melal akşamlarda hüzün içiyor… Araf yollarda avare yürüyor yıllardır… İkilemlerle ilerliyor Kaf dağının ardındaki sevgiliye kavuşmak için… Arıyor ağlıyor ağlıyor arıyor… Savruk sinesinden sarı sonbahar dökülüyor toprağa… Hicran damlıyor ümit bulutlarından… Acı çiçekler açıyor avuçlarında… Yıllar yüreğinde yırtık bırakarak yol alıyor… Ne kışta ne yazda… İlk ve sonbaharı soluyor seherlerde… Sevinçlerine çiğ yağdı kırağı kırdı çiçeklerini… Baharlar bekliyor bağrı uzak iklimlerden esen meltemlerle serinlemek istiyor sadrı… Selim kalple sabır ağacına dayanıp şükretmek diliyor… Kalp toprağına düşecek hikmet meyveleri bekliyor o ağacın altında… Sevgiye dost olmuşken sevgili gelmese de olur… Şefkat yoksunu aşk kalp doyurmuyor neylesin sönük sözleri… Serap sevgiler firak acılar demek… “ Bütün firaklardan gelen feryatlar aşkı bekadan gelen ağlamaların tercümanıdır” Evet aşk vardır; bekaya… Bekaya bakar kalp değişmeyen daimi güzele meftun… Ağlama gönül neyle yesin gidip kaybolanları… Araf yollar avare yıllar biter bir gün… Yıkanmış yürekle yürürsün aklın aydınlattığı yolda… Vuslat içer şifa sadır… Sen her şeye yakın her şey sana yakın… Uzak uzaktır sana… Anlamamak ve anlaşılmamak yoktur artık… Küllerin kâinata savrulmuştur kâinatsa kalbinde kayıp… Yağmurlar yine yağar ıslatmaz rüzgârlar yine eser savurmaz… Savruk değilsindir kök salmışsındır kâinatın kalbine… Yine yürürsün yollarda dönüp de arkana bakmadan… Arafta avare değilsindir yaranını bulmuşsundur; Ya Rahman… Ya Rahim… Ya cemil… Ya Vedud… Rahmet seni ebede namzet etmişken neyle yesin geride kalanları… Yunus yüreğinle “kalanlara selam olsun” der yürürsün… Kör kuyularda korunmuş arınarak yükselmişsindir Azizliğe… Kuyudaki yalnız Yusuf değilsindir kardeşlerin sevgiyle sarmış Yakubi şefkat kuşatmıştır… Zirve dekeyken aziz bir terk edişle terk edersin dünya züleyhasını: “teveffeni müslimen.” Hayata veda ederken geride Yusufi bir kıssa bırakmak yokuşlarda yağmurlarla ağlamaya değer… Bedelsiz değildir esir pazarında satılmak Azizlik esirlikten geçer. Aşkı bilmez Züleyha Yakubi şefkati anlamaz… Ağlarsan Yakubi ağla… Seveceksen İbrahimi sev “La uhubbil afilin” de…Hikmet yağmurlar yağıyorsa selim kalbine “Selam” sana dosttur Rahmet yaran… Kuyularda yalnızsan korkma kıssan yazılıyordur kıyamete kadar okunmak için… Yüzünden okunur Yusuf yüreğin… Yazman için güzel sabrı şükürle süsle ve hayata Yusufi imzanı at: “teveffeni müslimen”Hüseyin Eren NAZLICAN FIRAT 

YORUMLARIMDA ÇOK YARDIM ALDIĞIM  AHMED AK   ABİME  TEŞEKKÜR EDERİM.

 

5 days ago
Zeynel akwrote:

 

  

 

Mutluluk…

 

Mutluluk bir evladın busesinde
Mutluluk tomurcuk vermiş gülde
Mutluluk temiz gönüllerde
Mutluluk çiçek açmış kaktüste

Mutluluk yanı başında
Göre bilen gözde
Düşüne bilen beyinde
Mutluluk ne parada ne pulda
Mutluluk sevdiğin ve sevildiğin
Mutluluk paylaştığın ve yardımlaştığın anda

Handan Baytekin

 

 

 

 

Mutluluk….


Dünyanın beklentisi
İnsanların aradığı
Yalnızca tek kelime
Mutluluk mutluluk

İnsanlar şu fani dünyada
Neler isterler neler
Aslında doğru değil bunlar
Onların istediği
Yalnızca mutluluk
Mutluluk

 

Emine Sevinç Öksüzoğlu

 

SAĞLICAKLA KALIN…

ALLAHA EMANET OLUN…

 

 
 
6 days ago

 
 

Aşk çalmak istiyorum gecenin zulasından
içinde sen..

ve sana dair her şey olan..
bir rol istiyorum hayat oyunundan
gözlerimi bağlamadan ebe,
ama...

sobelediğim hep sen olan...
kireç boyalı, beyaz kokulu bir oda istiyorum
küçücük bir penceresi olmalı...
içeri yalnızca ayın hüzünlü ışığı sızmalı..
sonra...
avuçlarında sakladığın
yıldızları takmalısın saçlarıma..
gecenin dingin karanlığında
bana yazdığın şiirleri fısıldamalısın usulca...
çenendeki gamzene dokanmak,
nefesine sokulmak..
gözlerinde sarhoş olmak istiyorum
yıldızlara aynı tutkuyla bakan aşkın
en yalın hali olmak istiyorum...
bana saklamak istiyorum seni
bu yüzden karanlıkta sevmek istiyorum...
ellerimin arayıp bulduğu,
bırakmak istemediği...
kulaklarımın yalnızca seni tınmasını,
vücudumun sol yanı olmanı diliyorum....
doğru kelimeleri arıyorum ama bulamıyorum..
seni anlatamadığım kelimler kadar seviyorum...

 
HAYALET
 
 
Oct. 31
 kardeş, keskin kılıcın üzerine atılmadasın,
tövbe ve kulluk kalkanını almadan gitme.

O dağa bir kuş kondu, sonra da uçup gitti.
Bak da gör, o dağda ne bir fazlalık var ne bir eksilme.

Altın ne oluyor, can ne oluyor, inci, mercan da
nedir bir sevgiye harcanmadıktan,
bir sevgiliye feda edilmedikten sonra.
    selamlar kardes  hayırlı gunler
Oct. 30
CUMALARDA
Cumalarda açan bir Gül’e aşık olsam,
Salavat olarak kalplere saçılan…
Cumalarda açan bir Lâle’ye aşık olsam,
Kur’an-ı Kerim olarak gönüllere ulaşan…
Cumalarda açan Gül’deki gözyaşı ben olsam,
Yaşlarımla Nurlu Güllere kavuşan…
Cumamız mübarek, hayırlı ve hayırlara vesile olsun İnşaallah..
Oct. 30
NAZOwrote:
CUMAMIZ MÜBAREK OLSUN.ALLAH YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN "Sen Mevlâ'yı seven de Mevlâ seni sevmez mi? Rızasına iven de Hak rızasın vermez mi? Sen Hakk'ın kapısında canlar feda eylesen, Emrince hizmet etsen Allah ecrin vermez mi?" Evet, "Sen gönülden bir kerecik 'Yâ Resûlallah' deyiversen, O "Ümmetim!.." deyip imdadına koşmaz mı?"

Oct. 30
Zeynel akwrote:
 

  

 

  Sevgi…

 

Mutluluk dileyen kelime
Mutluluk veren dünya
Sevgisiz dünya düşünülemez
Yaşasın sevgi dünyası

Sevgiyi hissetmek güzel
Sevgiyi paylaşmak daha güzel
Sevgi kardeşliği hatırlatır
Yaşasın sevgi kardeşliği

Yok edilsin silahlar bombalar
Saçılsın sevgi tomurcukları
Yetişsin yeni nesil sevgiyle
Yaşasın sevgi nesli

Özgürce yaşamak istiyorum
Ve özgürce ölmek
Yasaklamayın özgürlüğümü
Yaşasın özgürlük sevgisi

 

Mehmet Emin Kılıç

 

 

SAĞLICAKLA KALIN…

ALLAHA EMANET OLUN…

CUMANIZ MÜBAREK OLSUN…

 

Oct. 30
aSiwrote:
YA RABBİ

Seni tarif etmektedir bütün güzel isimler Sen güzel isimlerini aşikar etmezsen ruhum karanlıkta kalır. Esmaül Hüsna’na şahit yaz beni...
Ben acizim Sen Kadirsin,
Ben fakirim Sen Rahimsin,
Ben ölüyüm Sen Haysın,
Ben çaresizim Sen Ehadsın,
Ben muhtacım Sen Sametsin,
Ben sağırım işiten Sensin,
Ben körüm gören Sensin,
Ben dilsizim konuşan Sensin,
Ben yaratılıyorum yaratan Sensin,
Ben yokum var eden Sensin,
Ben hiçim ama emellerim büyüktür,
Ben yoksulum ama isteklerim çoktur,
Ben isterim çünkü Sen büyüksün,
Şahit yaz büyüklüğüne bu küçük kalbimi...
(amin)
 
 
 
cumaniz mubarek olsun...
Oct. 29
ZAP SUYU  
Karanlık gecede kara sudan,Zap suyuna giden yol,
Dolunay azaplığında vatanımın,
Ay örgüsü saçlarına vurgun düşmüşüm.
Alın yazımızda vatan ve bayrak,şehitlik yazılmış,
En güzel türküyü kurşun söyler özüme,
Olaki pendürek ağıdı,cudi,kabar türkülerinde Muabbeti bulurum bir zaman,
Şahadet aslanlarının savaşında.
Ölümsüzlük,şehitlik,bayrak hilalinde can veren kan veren yiğitler,
Yar gönlümüze düşende çıktık dağların başına,
Karanlık gecede,el uzattık hilale,Vurgun yedik seher rüzgarında,
Gurbet türkülerinde selamettik yar diyarına,Savaş türkülerinde kendimizi bulduk,
Vatan türküsüyle toy eyledik her zaman,Kürşat baskınlarında,
şahadetime destur verilirken,Tekbir-i ilahi ki bayrağındaki iman,
Vatan olası gönül neylerim,neylerim,sensiz acep?
Seninle gezerim ŞAVŞATI KARS'ı,Seninle inerim bingölden VAN'a
MUŞ'tan el ederim ADIYAMAN'A.En deli sevdaları yaşarım,pusuya geçerken
Keleş sesinde yas tutarım ölen şehitlerin ardından.Divanesi olduğum anadoluyu gezerken,
NASİBİM BİR KURŞUN OLUPTA,
DÜŞERSEM TOPRAĞA,
EĞER,EĞER,EĞER TOPRAĞIM AÇMIŞSA BAĞRINI,
DAMLA,DAMLA DÜŞÜYORSA TOPRAĞA KAN,
BAYRAKLARA SARILIYORSA TABUTLAR,
ANALAR,ANALAR AĞLIYORSA...
İLGİNÇ EVLERİNİN ARDI SIRA,
GELİNLER,GELİNLER YAS TUTUYORSA
YAZIKLAR OLSUN BU DÜŞMANA!!!!!!!
Oct. 29
 
 

  NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE

NE MUTLU

CUMHURİYETİMİZİN

DEĞERİNİ BİLENE...

 

Oct. 29